GÜNCEL
HABERLER
BURADA



GÜNCEL
HABERLER
BURADA

Linkler

  • Rehberturk.info
  • Müzik klipleri
  • Türk Portal
  • Bikini Foto
  • Bilgiturk
  • Magazin Rüzgarları
  • Blog-türk
  • Msn Türk adress
  • Müzik seyret dinle
  • Türk futbolu
  • Türk Arama motoru
  • Sağıroda FOTO
  • Adres Bankası
  • Para Kredi
  • Klip Türk
  • Gizli kamera
  • KeyifliBlog
  • Video


    Dişi Ajdar
    Yılların Sevtap Parman'ından Ajdar'ı kıskandıracak "Que sera sera" yorumu. "when i was just a little girl i asked my mother, what will i be? will i be pretty, will i be rich here's what she said to me. que sera, sera, whatever will be, will be the future's not ours, to see que sera, sera what will be, will be."



    New John West
    Fisherman and Bear Fight


    Arabesk filminden
    komikbir sahne


    Gösterelim anam!

    « Önceki |

    8/12/2009

    Kredi kartı borçluları Ekim ayında arttı

    Aynı ay, ferdi kredi borcunu ödemeyenlerin sayısı ise yüzde 0,5 azalarak, 55 bin 171'den 54 bin 885'e indi.Kredi kartı borcunu ödemeyenler ile gecikmeli ödeyenleri gösteren negatif nitelikli ferdi kredi ve kredi kartları sisteminde yer alan kişi sayısı, Ekim ayında, bir önceki aya göre yaklaşık yüzde 2,9 oranında yükseldi.

    Merkez Bankası verilerine göre, 2009 yılının Ocak ve Ekim ayları karşılaştırıldığında, kredi kartları borcunu ödememiş kişi sayısı yüzde 41, ferdi kredi borcunu ödememiş kişi sayısı yüzde 30,8, ferdi kredi ve kredi kartları borçlarını ödememiş kişilerin toplamı da yüzde 37,2 oranlarında arttı.

    2009 yılının Ocak ayında, kredi kartları borcunu ödememiş kişi sayısı 69 bin 143, ferdi kredi borcunu ödememiş kişi sayısı 41 bin 950, ferdi kredi ve kredi kartları borçlarını ödememiş kişilerin toplamı da 111 bin 93 olmuştu.

    TOPLAM BORÇLU SAYISI 1 MİLYON 815 BİN 34 KİŞİ

    Bir kişinin tüm yıllar içinde bir kez sayılması durumuna göre, 2004 yılından bu yana ferdi kredi ve kredi kartları borçlarını ödememiş kişilerin sayısı 1 milyon 815 bin 34 oldu. Bu kişilerin 595 bin 818'i ferdi kredi borcunu, 1 milyon 219 bin 216'sını da kredi kartları borcunu ödemeyenler oluşturdu.

    5/10/2008

    Şehit babası Bakan'a sordu:

    HAKKARİ'nin Şemdinli İlçesi'ndeki Aktütün Jandarma Karakolu'na yapılan saldırıda şehit olan Jandarma Uzman Çavuş Cahit Yıldırım'ın babası Nurettin Yıldırım, cenaze törenine katılmak için Erzurum'a gelen Sağlık Bakanı Recep Akdağ'a, “Bu karakol kaçıncı kez basıldı, niye tedbir alınamıyor?” diye sordu. Bakan Akdağ soru karşısında sessiz kaldı.

    Aşkale'nin Hacımahmut Köyü'nde dünyaya gelen şehit Jandarma Uzman Çavuş Cahit Yıldırım'ın cenaze törenine katılmak üzere bugün saat 11.00'de THY'ye ait uçakla Ankara'dan Erzurum'a gelen Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Valiliğe geçti. Vilayet girişinde, ağlayan şehit Jandarma Uzman Çavuş Cahit Yıldırım'ın amcasının oğlu Yavuz Yıldırım'a sarılan Bakan Akdağ, “Allah sabır versin, başımız sağolsun” dedi.

    Bakan Akdağ daha sonra Vali Vekili Gürkan Polat'ın makamında şehit babası Nurettin Yıldırım ile biraraya geldi. Devletin tüm kurumlarıyla terörle mücadalesini sürdürdüğünü belirten Bakan Akdağ, “Bu canilerle, bu gözü dönmüş vatan düşmanlarıyla mücadalemiz devam edecek. Şehrimizin 251'inci şehidini uğurluyacağız. Şehit olan tüm kardeşlerimize Allah'tan rahmet diliyoruz, ailelerine sabırlar istiyoruz. Şehit olan kardeşlerimiz Allah katında çok yüksek bir mertebeye erişti. Bunu biliyoruz ve böyle durumlarda acımızı bir nebze olsun hafifleten de budur. Vatan toprağını, sınırlarımızı savunurken yüce bir mertebeye ulaştılar” diye konuştu.
    “Vatanımız, milletimiz sağolsun” diye söze giren ve İzmir'de yaşayan 63 yaşındaki şehit babası Nurettin Yıldırım, güçlükle kısa bir konuşma yaptı. Eşini yıllar önce kaybeden Nurettin Yıldırım, şehit oğlunun acısıyla şunları söyledi:
    “Ne yapalım, artık geri getirmemiz, diriltmemiz mümkün değil. Biraz ihmal mi var? Nasıl oluyorsa bu karakol, kaçıncı kez basıldı? Niye tedbir alınamıyor? Birşey diyemiyorum yani.”
    Şehit babası Nurettin Yıldırım'ın bu sözlerinin ardından üzgün olduğu görülen Bakan Akdağ sessiz kaldı. Vali Vekili Polat'ın makam odasına bir süre sessizlik hakim oldu. Ardından basın mensupları dışarı çıkarıldı ve törene kadar Bakan Akdağ ve şehit babası beraberindekiler odada kaldı.

    Şehit olan 10 yıllık Jandarma Uzman Çavuş Cahit Yıldırım'ın eşi Nur Yıldırım ve çocukları Furkan (2), Nazlıcan (4) ve Senasu Yıldırım (8), Kırklareli'nde oturuyor. Uzman Çavuş Yıldırım, Hakkari'de geçici görevle bulunuyordu.

    milliyet

    29/8/2007

    Kaya'dan Helin'e Zehra yasağı

      Helin Avşar'ın başı ,Mykonos görüntüleriyle başı dertte.Şimdi de Kaya Çilingiroğlu, Helin'e Zehra ile gezmesini yasakladı.


    Helin Avşar'ın Mykonos görüntülerinin yankıları sürüyor. Görüntülerde kucaktan kucağa dolaşan ve Yunanlı bir gençle çılgınca öpüşen Helin Avşar'a eski eniştesi Kaya Çilingiroğlu'ndan ambargo geldi. Kaya Çilingiroğlu, bu görüntüleri izledikten sonra hemen Hülya Avşar'ı aradığı ve 'Kızımızın teyzesiyle gezmesini, tatile gitmesini ve görüşmesini istemiyorum' dediği ileri sürülüyor. Hülya Avşar'ın bu konuşma üzerine önce Kaya Çilingiroğlu'yla ardından da Helin Avşar'la kavga ettiği iddia ediliyor.



    13/8/2007

    SUYU KAYNATMADAN İÇMEYİN!



    Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Turan Buzgan, Ankara'da borulardaki arıza nedeniyle devam eden su kesintilerinin sona ermesinden sonraki 6 saat boyunca şebeke sularının kaynatılmadan içilmemesi gerektiğini bildirdi.

    Üniversite hastanelerindeki su sıkıntılarının giderilmesi için ASKİ ile irtibat kurduklarını ve gereken katkının sağlanacağını belirten Buzgan, Ankara'ya getirilecek Kızılırmak'ın suyunun da barajlardaki diğer sularla karıştıktan sonra içilebileceğini belirtti.


    Buzgan, makamında yaptığı açıklamada, şebeke suyunun denetimi açısından 640 noktadan alınan numuneler üzerinde yapılan analizler sonucunda, bakiye klor miktarının yeterli düzeyde olduğunun ve biyokimyasal açıdan risk bulunmadığının tespit edildiğini belirterek, bunun Başkent'teki şebeke sularının kullanılabilir ve içilebilir olduğu anlamına geldiğini bildirdi.

    Su kesintilerinden sonra şebekede negatif bir basınç oluştuğunu kaydeden Buzgan, boru hattındaki bağlantı yerinde bir problem ya da kanalizasyon arızası olması halinde boruların içine çevredeki zararlı maddelerin girebileceğini söyledi. Buzgan, "Ama Ankara'da ana şebeke hattında bu tür bir sorun yok. Boru hattında bütünlüğün bozulması söz konusu değil" diye konuştu.

    Kesintilerin devam etmesi halinde salgın hastalık riskinin ortadan kalkmayacağını ifade eden Buzgan, "Ama şu ana kadar salgın hastalık görülmemesi, ishal sayılarında artış olmaması, suyun mikrobiyolojik ve biyokimyasal açıdan temiz olması ve yine bakiye klorun istediğimiz oranda olması memnuniyet verici" diye konuştu.


    Bakanlık olarak, ilgili uzmanların görüşleri doğrultusunda kesintilerden sonraki 6 saat boyunca şebeke sularının kaynatılmadan içilmemesi tavsiyesinde bulunduklarını bildiren Buzgan, ayrıca bu suların musluktan gelmeye başladıktan sonra 3-5 dakika akıtıldıktan sonra banyo ve el yıkama dahil bütün işlemlerde güvenle kullanılabileceğini söyledi.

    Kaçak ve denetimsiz kuyulardaki suların kullanımıyla ilgili uyarılarda da bulunan Buzgan, ruhsatsız ve kontrolsüz kaynaklardaki suların kesinlikle kullanılmaması gerektiğini bildirdi.

    Kanserojen etki ortaya çıkmaması için içme sularının konulduğu kapların güneşte bırakılmaması uyarısında bulunan Buzgan, meyve ve sebzelerin de yüzde 1'lik klor solüsyonlarıyla yıkanması gerektiğini söyledi.


    Buzgan, Ankara'ya getirilmesi için çalışmalar yürütülen Kızılırmak suyu ile ilgili soruları da yanıtlarken, İçme ve Kullanma Sularıyla İlgili Yönetmelikte parametrelerin belli olduğunu bildirdi.

    Buna göre, içme sularındaki sülfat oranının litrede 250 miligramı geçmemesi gereğine işaret eden Buzgan, Kızılırmak'ın suyunun yıllardır Kırıkkale'de içme suyu olarak kullanıldığını hatırlattı.

    Ankara Büyükşehir Belediyesi yetkililerince Kesikköprü ve Hirfanlı'dan alınacak suların işlemden geçirildikten sonra sisteme verileceğinin ifade edildiğini kaydeden Buzgan, "Ancak ilk etapta diğer sularla karıştırılarak verileceği için sağlık açısından herhangi bir problem olmayacaktır. Şu andaki Ankara suyunun oranı da zaten 50'nin altında. Dolayısıyla bu suyla Kızılırmak'ın suyunun karışması durumunda herhangi bir sıkıntı olmadan bu su içilebilir" dedi.

    23/5/2007

    Görgüsüzler nolcak!

    Popçu Gülşen ile Erol Köse işi iyice abarttı. Kelebek ödülleri gecesine katılan iki sanatçı pes dedirtti.

    Sanatçıların görgüsüzlükleri
    23 Mayıs 2007 Çarşamba 09:42
    Altın Kelebek ödülleri törenle sahipleri buldu ama Popçu Gülşen ile Erol Köse'nin geceye katılımları konuşuluyor.

    Bir koruma ordusu eşliğinde törene gelmişler. Gülşen 3, Erol Köse 7 korumayla geceye katılmış. Kimden ve neden korundukları belli değil.

    Sabah'tan Özay Şendir bunu Görgüsüzlük alametleri.. olarak görüyor. Koruma tutma modasının başladığını söyleyen yazar, bu işin zıvanadan çıktığını şu sözlerle belirtiyor:

    "Sene başında bir film galasında başrol oyuncusunun iki yanında korumalar vardı.
    Diyelim ki korumayla dolaşan bu insanlar tehdit alıyorlar.
    Adım gibi eminim ki hiçbirinin tehdit aldığına dair savcılığa bir başvurusu yoktur.
    Yani çoğunun derdi önemli gözükmek.
    Kimbilir belki de bazılarının derdi yüzlerine tükürülmesini engellemektir.
    Bilmem anlatabildim mi? "

    19/5/2007

    İslamcıların model kenti

    Financial Times, Ankara Pursaklar için, 'İçkinin görünmediği, çoğunluğun türbanlı olduğu, kadın ve erkeklerin ayrı salonlarda spor yaptığı model bir kent kuruluyor' diye yazdı

    LONDRA ANKA

    Dünyanın önde gelen medya kuruluşlarının, AKP'nin güçlü olduğu kent ve kasabalara yoğun ilgisi sürüyor. Financial Times, Ankara'nın Keçiören ilçesi Pursaklar beldesi için "Türkiye'nin sessiz İslamcılarının model kenti" nitelemesini yaptı.
    Gazetede yer alan muhabir Vicent Boland'ın haber analizinde "Türkiye'deki laiklerin, İslamcıların iktidara el koyacağı endişesi ile gece yarısı terleyerek uyandığında" kâbuslarında, Pursaklar Belediye Başkanı AKP'li Selçuk Çetin gibi insanları gördüklerini öne sürüldü.
    Bir zamanlar 15 binlik nüfuslu Pursaklar'ın, 100 bin kişilik bir kent haline geldiğine işaret edilen yazıda, Çetin'in belediye bütçesinin önemli bir bölümünü Pursaklar'ı modern ancak aynı zamanda rahat, geleneksel bir kente dönüştürmeye yönelik projelerde harcadığı belirtildi.
    Gazete, Pursaklar'da içki görünmediğine, spor merkezinde kadın ve erkeklerin ayrı sınıflarda jimnastik dersi gördüğüne dikkat çekti.

    Milyonlarca insan var

    Türkiye'de Pursaklar halkına benzeyen milyonlarca insanın bulunduğunu, bu insanların sık sık büyük şehirlilerce göz ardı edildiğini savunan gazete, "Pursaklar'da hemen hemen tüm kadınlar, Müslüman başörtüsü kullanıyor" diye yazdı.

    Başkan Çetin: Hepimiz laikiz

    Financial Times'a konuşan Çetin de Türklerin arasında bölünmenin söylendiği gibi belirgin olduğunu sanmadığını belirterek "Hepimiz laik ve kemalistiz. Aynı okullara gittik ve aynı Atatürk ilkelerini öğrendik. Ancak (Pursaklar'da) halk şimdi 'Bu ülkenin yönetiminde söz sahibi olmak istiyoruz' diyor. Bu nedenle AKP için oy kullanıyor. AKP halkın partisi. Bizden korkmak yanlış" dedi.
    Milliyet

    16/5/2007

    İstanbul'da genelevden vesikalı milletvekili adayı

    Gaziantep'te üç yıl boyunca 7 ayrı genelevde çalışan Ayşe Tükrükçü, 10 yıl önce bu hayattan kurtulmayı başararak,Konya Şefkat-Der Hayata Tutunma Evleri'ne sığındı. Kendisini kendi gibi kötü yola düşmüş kadınlara adayan ve Hayata Tutunma Evi'nin Komisyon Başkanlığı görevini yürüten Tükrükçü, dün düzenlediği basın toplantısıyla İstanbul 2'inci bölgeden bağımsız milletvekili adayı olduğunu açıkladı. Tükrükçü, amacının genelevlerdeki kadınların sesini duyurmak olduğunu söyledi.

    Ayşe tükrükcükimdir:

    Ayşe Tükürükçü 39 yaşında. Henüz 9 yaşındayken amcasının tecavüzüne uğradı. 22 yaşında ilk evliliğini yaptıktan sonra şiddete maruz kalınca eşinden ayrıldı ve ikinci evliliğini yaptı. Ailesi yurt dışında yaşayan Tükürükçü, ikinci eşi tarafından 240 milyon lira karşılığında geneleve satıldı. 2 yıl inanılmaz acılar çektiği genelevden yine evlenerek kurtulacağını zannetti ancak üçüncü eşi de onu başka bir geneleve sattı. 2,5 yıl içinde 6 ayrı şehirde bulunan genelevlere satılan talihsiz kadın, daha sonra "tövbe" ederek bir sığınma evine yerleşti. Ayşe şimdi kendisini, hayat kadınlarına yeni hayat kazandırmaya adadı.


    Gaziantep'te 1967 yılında gurbetçi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Ayşe Tükrükçü, ailesinin Türk okullarında eğitim görmesini istemesi üzerine Gaziantep'te babaannesi ile birlikte kaldı. 9 yaşına gelen Ayşe, hayatın acımasızlığıyla çocuk yaşta tanıştı. Ayşe o inanılmaz günü şöyle anlatıyor:


    "Amcam dahi demek istemediğim Alirıza isimli kişi evdeydi ve içki içiyordu. Yanımızda küçük kızı da vardı. Sarhoş olduktan sonra beni bir odaya getirdi ve (sakın korkma) diyerek tecavüz etti. Daha sonraki günlerde de tecavüz sürdü. 3,5 ay süreyle her gece odamda tecavüze uğradım. Kimseye anlatamıyordum. Ölümle tehdit ediyordu. Ailem yurt dışındaydı zaten. Çocukluğumu yaşayacağım, bebeklerle oynayacağım yaşta kadın oldum. Bunu ben mi istedim? İşte ben o gün ölmüştüm"


    Tecavüzden sonra Almanya'ya gittiğini ailesine durumu anlattığını ancak ne annesinin, ne de babasının bunu kabullenmediğini söyleyen Ayşe, "Kardeşlerimden biri kanala düşüp boğulup ölmüştü. Babam kardeşimin ölümünün ardından alkolik olmuştu. Onu her görüşümde, kardeşinin bana tecavüz ettiği aklıma geliyor ondan da tiskiniyordum. Erkek kardeşime dokunmak istemiyordum. Erkeklerden nefret etmiştim. Zaten tecavüzü kabullenmediler. Sürekli babamdan dayak yiyordum. Almanya'da polise gittim ve durumu anlatınca beni mahkeme kararıyla yurda verdiler. Onlar dahi ailemden insaflı çıkmıştı" dedi.


    Yurttan ayrıldıktan sonra Almanya'da yaşayamayacağına karar veren Ayşe, ailesini de terk ederek Türkiye'ye babaannesinin yanıda döndü. 22 yaşında Hasan isimli genç bir futbolcuyla severek evlenen Ayşe, bir süre sonra kocasından yediği dayaklardan dolayı evden çıkamaz hale geldi. Alevi olduğu için kocasının ailesinin kendisini istemediğini söyleyen Ayşe, "Bu nedenle evliliğimi bitirmek zorunda kaldım. Çünkü her gün dayak yiyordum. 2,5 senenin ardından evliliğime son verdim" diye konuştu.


    Hayatı süresince kendisine sahip çıkacak, bir yudum sevgi verecek insanla tanışamadığını söyleyen Ayşe, "Evliliğim bittikten sonra, bana sahip çıkacağını düşündüğüm Ökkeş Bahri Yılmaz isimli biriyle tanıştım ve evlenmeye karar verdim. Ne iş yaptığını bilmiyordum ancak sürekli şehir dışına gidip geliyordu. Yine bir şehir dışı seyehatine beni de götürdü. Mersin'de bir otelde kalıyorduk. Yanına sürekli adamlar gelip gitti. Ben bir anlam veremedim. Daha sonra beni hiç bilmediğim görmediğim bir yere götürdü ve odaya kapattılar. Meğer getirdiği yer genelevmiş. Beni 240 milyon lira karşılığı 'Adanalı Burhan' lakaplı birine satmış. Hergün dayak yedim. İlişkiyi kabul etmedim. (Kocan seni bize sattı, artık bize borcun var çalışmak zorundasın) diyerek dövüyorlardı. Bir süre sonra artık birşey yapamayacağıma karar verdim ve erkeklerle ilişkiye girmeye başladım. Her ilişkiden sonra diri diri mezara gömülmüş gibi hissettim kendimi. Günde ortalama 30 kişiyle ilişkiye giriyorduk. Gece ağrılar içinde ilişkiye girdiğim yatakta ağlayarak uyuyordum. Senetli borçları hiç ödeyemiyorsunuz. Bitmiyor. Sürekli yeni senetler ekleniyor. Yakanızı sizi pazarlayan ve lakapları 'zavak' olan kişiler bırakmıyor" diye konuştu.


    "Herkesin bayram yaptığı günlerde biz 50 erkeğin tenini hissediyorduk" diyen Ayşe Tükrükçü, şöyle konuştu: "Asker sevkiyatının olduğu dönemlerde ve bayramlarda genelevler dolup taşıyordu. O günlerde ortalama 50 erkekle yatıyordum. Hatta bir bayram günü 70 yaşında erkekle birlikte oldum. Tam ilişkiye girmiştik bu sırada o kişi kalp krizi geçirmiş. Konuşmuyor ve üzerimde yatıyordu. Meğer birkaç dakika süresince bir ölüyle sevişmişim. Polisler geldi, birkaç soru sordular ve 70 yaşındaki kişinin cesedini alıp gittiler. Özel günlerde o kadar çok müşteri geliyordu ki ağrılar dayanılmaz halde oluyordu. Gün içinde birçok kez baygınlık geçiriyordum. Zavaklar gelip kolonya döküyorlardı ve (hiçbir şeyin yok. Hadi devam et) diyorlardı. 50 kişiyle yatan bir insan nasıl olursa gece yatarken öyle oluyorsunuz. Sanki üzerinizden tren geçmiş gibisiniz."


    Mersin genelevinde çalıştığı sürede çok büyük acılarla karşılaştığını belirten talihsiz kadın, "Bir gün odamda beklerken müşterilerin geldiğini söylediler. Kapıya çıktım. Birisine kaş, göz işareti yaparak (Hadi odama çıkalım) dedim. O dönemde vizit 750 bin lirayken, zavata 5 milyon lira verdi ve (daha uzun kalacağım bizi rahatsız etmeyin) dedi. Üstümü çıkarırken bana, (Üstüne adam gibi birşeyler giy) dedi. Birden şaşırdım. (Kimsin sen?) dedim. (Beni tanımıyor musun Karakız?) deyince dünya başıma yıkıldı. Çünkü karakız lakabını bana sadece ailem söylerdi. (Ben senin eniştenim) dediğinde artık yaşamamın hiçbir anlamı olmadığını anladım. (Neden yaptın bunu) dedi ama cevap veremedim. Daha sonra ağlayarak benim yanımdan ayrıldı. Yapacağı hiçbir şey kalmadığını o da anlamıştı" dedi.


    Mersin, Bursa, Kütahya, Konya, Gaziantep, Adana genelevlerinde 2,5 yıl çalıştıktan sonra Ahmet isminde biriyle tanışıp evlendiğini ancak bu kişinin de kendisini satmaya kalkması üzerine evi terk ettiğini belirten Ayşe, sözlerini şöyle sürdürdü:


    "Geneleve dönmemek için tövbe ettim. Sağlık Bakanlığı'na gidip vesikamın iptal edilmesini istedim. Bana, (Nasıl olsa yine geleceksin. İptal ettirmene gerek yok) diyerek cevap verdiler. Günlerce ağladım. Vesikamı iptal edin diye isyan ettim. Ancak 10 yıl geçmesine rağmen hala sonuç alamadım. Bu sırada Konya'da bulunan Sefkat-Der Kadın Sığınma Evi'nin Genel Başkanı Hayrettin Bulan beni aradı. (Benim bir ablam var. Gel buraya sen de benim ablam ol) dedi. Bir el uzanmıştı hayatımda ilk defa bana. Bir sevgi eliydi. Hayatımda ilk kez bu kadar mutlu olmuştum. 1997 yılından itibaren ben bu sığınma evinde mücadele ediyorum. Gönüllü olarak, hayat kadınlarına yeni hayatlar bulmaya çalışıyorum artık."


    "Genelevde yattığım erkekler işleri bittikten sonra (Sen niye bu yola düştün?) diye soruyordu. Kimse yatmadan önce bu soruyu sormadı bana. Herkes birkaç dakikalık zevki düşünüyordu. Harcanan binlerce ömür kimsenin umrunda değildi" diyen Ayşe Tükrükçü artık, Konya'da bulunan sığınma evinde hayat kadınlarını korumak için yaşam mücadelesi veriyor. Şimdiye kadar üç hayat kadınını bataktan kurtardığını söyleyen talihsiz kadın, "Hergün onlarca hayat kadınına telefon açıyor ve onlara yeni hayat kazandıracağımı söylüyorum. Diri diri satılan etlerimiz üzerinden para kazanan insanlara güvenmemeleri gerektiğini ve sığınma evlerine başvurmalarını istiyorum. Ölene kadar bu mücadeleyi vereceğim" dedi.


    16/5/2007

    Esrarengiz iran uçağı

    Trabzon'da düşen uçakta yüksek oktanlı yakıt yerine otomobillerde kullanılan 98 oktanlık kurşunsuz benzin kullanıldığı ortaya çıktı..


    İran'ın Tebriz kentine gitmek üzere Trabzon'dan havalandıktan kısa süre sonra bağlantı kesilen özel uçağın enkazına dün sabah ulaşıldı. Trabzon'un Köprübaşı ilçesine bağlı Beşköy beldesinin Vizera ve Sıcakoba yaylaları arasındaki yüksek bir kesimde düştüğü belirlenen uçağın, dağın yamacına çarptığı anlaşıldı. Uçakta bulunan İngiltere vatandaşı pilot Michael Newman (53) ile emekli general olan Pakistan uyruklu Zaka Ulam Bhamgoo'nun (53) öldüğü belirlendi.

    ACELESİ VARDI
    Bu arada düşen Sky Arrow 650T model özel uçağa, otomobillerde de kullanılan 98 oktanlık kurşunsuz benzin ile yakıt ikmali yapıldığı ortaya çıktı. Bu tip küçük uçaklarda yüksek oktanlı yakıt kullanılması gerektiği ancak pilotun Trabzon Havaalanı'nda uygun yakıt bulamadığı için dışarıdan, otomobillerde de kullanılan 98 oktanlık kurşunsuz yakıt getirterek, uçmak zorunda kaldığı belirtildi.

    BİR ANDA SİNYAL KESİLDİ
    Trabzon'dan İran'a gitmek üzere pazar günü Trabzon Havalimanı'ndan saat 09.31'de havalanan içinde biri İngiliz, diğeri Pakistan uyruklu 2 kişinin bulunduğu uçaktan alınan sinyal, Trabzon'un Köprübaşı ilçesi Koçalak tepesi yakınlarında kesildi. İranlı yetkililerin durumu Trabzon'daki ilgililere bildirmesi üzerine arama çalışmaları başlatıldı. Dün sabah saatlerinde kayıp uçaktaki pilotlardan birinin cep telefonundan Trabzon'un Beşköy mevkisinde sinyal alındı. Yapılan arama çalışmaları sonucunda dün sabah saat 10.36 sıralarında kayıp uçağın enkazı Vizera ve Sıcakoba yaylaları arasında yüksek bir kesimde bulundu. Dağın yamacına çarptığı anlaşılan uçaktaki 2 kişinin öldüğü belirlendi.

    22/4/2007

    YOKSA ŞELALEDEN SU AKMAZ, GÜLLER KURUR!

    Şair ruhlu hâkime düştüler!

    Rafet El Roman ile Tuğba Altıntop arasındaki velayet davasına 'şair ruhlu hâkim' damgasını vurdu. Hâkim, Altıntop'u 'şelale'ye, Roman'ı "bahçıvan'a benzetti

    Şarkıcı Rafet El Roman ile boşandığı eşi Tuğba Altıntop arasındaki velayet davasında, hâkimin kararından çok, kararın üslubu ilgi çekti. Hukuki terimlerin yerine edebi ve sanatsal bir dil kullanan hâkim Ali Sadık Taştepe, "O kadın, bu kadın veya herhangi bir kadın değil, Suelnur ve Şevvalnur'un özbeöz annesidir Tuğba. Şelale, Suelnur ve Şevvalnur tomurcuk gül; Rafet ise güllerine özenle bakan bir bahçıvandır" dedi.

    Gerekçeli kararda Altıntop'u "şelaleye", çocukları "tomurcuk güle", Rafet El Roman'ı ise bahçıvana benzeten hâkim, kararda Tuğba Altıntop'un çocuklarına sevgisini göstermesine izin verilmediğini belirterek, "Şelaleden bahçeye su akmıyor, tomurcuklar açmayarak kuruyacak" ifadesini kullandı.

    İşte 'şair ruhlu hâkim'in gerekçeli kararı: "Ufukta şafak sökmesidir doğum. Ataları tarafından sorumsuzca geleceği karartılan ışıltılı dünyaya gözünü açmıştır bebek. Ulaşılması zor zirvelerden vadideki çocuğuna coşku ile akan bir şelaledir anne. O kadın, bu kadın veya herhangi bir kadın değil, Suelnur ve Şevvalnur'un özbeöz annesidir Tuğba. Tuğba bir 'şelale', Suelnur ve Şevvalnur 'tomurcuk gül', Rafet ise güllerine özenle bakan bir bahçıvandır. Şelaleden bahçeye su akmıyor, tomurcuklar açmayarak kuruyacak. Bu tehlikeyi bahçıvan sezmiş olsaydı kendi bakışlarından bile sakındığı tomurcuklarına böyle davranmaz, onların anne sevgisini tatmalarına engel olmazdı."

    1/4/2007

    Maaşıyla gelir vergisinde 28. sırada yer aldı...

    . Konya'da Fransız yatırımı bir fabrikanın genel müdürünün, aldığı maaşla, gelir vergisi matrah beyanı sıralamasında geçen yıl 48 bin mükellef arasında 28. sırada yer aldığı bildirildi.
          Konya Vergi Dairesi Başkanlığından alınan bilgiye göre, 2007 Gelir Vergisi Beyanı 26 Martta sona erdi ve binlerce mükellef matrah beyanını vergi dairesine iletti.
          Gerçek usule tabi gelir vergisi mükellefler yönünden 2007 yılı beyan dönemi sonunda yüzde 48,99 oranında vergi matrahı artışı yaşanırken, Konya'da beyan dönemi sonunda toplam 298 milyon 522 bin 560 YTL matrah beyan edildi.
          Rakamların bu kadar yüksek görünmesine karşın halen kayıt dışı ekonominin ciddi anlamda büyük olduğu belirtiliyor.
          Kayıt dışı ekonominin boyutunu ortaya koyan en önemli gerekçe ise bir genel müdürün, aldığı maaşla binlerce mükellef arasında ilk sıralarda yer alması gösteriliyor.
          Konya'da Fransız yatırımı bir fabrikanın genel müdürü geçen yıl gelir vergisi matrahında 48 bin mükellef arasından 28. sırada yer aldı. Genel müdür, geçen yıl gelir vergisi beyanında 254 bin 7 YTL matrah beyan etti.
          Aynı genel müdür bu yıl yine sadece maaşıyla 227 bin 797 YTL matrah beyanıyla birçok doktor, avukat, minibüsçü ve kuyumcunun önüne geçerek 56. sırada yer alması, ülkede kayıt dışı ekonominin bir türlü önlemediğini ortaya koyuyor.
          Vergi Dairesi Başkanlığı yetkilileri, kayıt dışı ekonominin boyutunu ortaya koyan bu durumun yanı sıra geçen yıl yapılan araştırmada 48 bin mükelleften 18 grupta, 12 bininin asgari ücretin altında beyan gösterdiğini söyledi.
          Ayakkabı, tekstil mağazası ve doktor gibi birçok mükellefin asgari ücretin altında beyan etmesinin kendilerini şaşırttığını ifade eden yetkililer, kimsenin bu kadar para için büyük bir mağaza açmayacağını bildirdi.
          Bu yüzden az matrah beyan eden mükelleflere yönelik çalışma yaptıklarını dile getiren yetkililer, şunları kaydetti:
          ''Biraz inceleme yapınca binlerce mükellef beyanını asgari ücretin oldukça üzerine çıkardı. Demek ki gelir elde ediyorlarmış. Ancak bizi en çok şaşırtan durum, bir genel müdürün, maaşıyla gelir vergisi beyanında bu kadar önde bulunması. Burada ilginç olan müdürün maaşının yüksekliği değil, mükelleflerin vergisini düzenli ödememesi. Bu durum aslında ülkenin geleceği açısından çok üzücü.'' Bu yıl genel müdürün 227 bin YTL matrah gösterdiği maaşıyla 56. sırada yer aldığı gelir vergisi matrahında, ilk sırada yer alan firma 690 bin, ikinci sırada yer alan firma ise 674 bin YTL matrah beyan etti. 20. sıradaki yeminli mali müşavir ise 381 YTL matrah gösterdi.
    Milliyet

    Blogcu ile yapıldı