Dişi Ajdar
Yılların Sevtap Parman'ından Ajdar'ı kıskandıracak "Que sera sera" yorumu. "when i was just a little girl i asked my mother, what will i be? will i be pretty, will i be rich here's what she said to me. que sera, sera, whatever will be, will be the future's not ours, to see que sera, sera what will be, will be."
Aynı ay, ferdi kredi borcunu ödemeyenlerin sayısı ise yüzde 0,5
azalarak, 55 bin 171'den 54 bin 885'e indi.Kredi kartı borcunu
ödemeyenler ile gecikmeli ödeyenleri gösteren negatif nitelikli ferdi
kredi ve kredi kartları sisteminde yer alan kişi sayısı, Ekim ayında,
bir önceki aya göre yaklaşık yüzde 2,9 oranında yükseldi.
Merkez Bankası verilerine göre, 2009 yılının Ocak ve Ekim ayları
karşılaştırıldığında, kredi kartları borcunu ödememiş kişi sayısı yüzde
41, ferdi kredi borcunu ödememiş kişi sayısı yüzde 30,8, ferdi kredi ve
kredi kartları borçlarını ödememiş kişilerin toplamı da yüzde 37,2
oranlarında arttı.
2009 yılının Ocak ayında, kredi kartları borcunu ödememiş kişi sayısı
69 bin 143, ferdi kredi borcunu ödememiş kişi sayısı 41 bin 950, ferdi
kredi ve kredi kartları borçlarını ödememiş kişilerin toplamı da 111
bin 93 olmuştu.
TOPLAM BORÇLU SAYISI 1 MİLYON 815 BİN 34 KİŞİ
Bir kişinin tüm yıllar içinde bir kez sayılması durumuna göre, 2004
yılından bu yana ferdi kredi ve kredi kartları borçlarını ödememiş
kişilerin sayısı 1 milyon 815 bin 34 oldu. Bu kişilerin 595 bin 818'i
ferdi kredi borcunu, 1 milyon 219 bin 216'sını da kredi kartları
borcunu ödemeyenler oluşturdu.
HAKKARİ'nin Şemdinli İlçesi'ndeki Aktütün Jandarma Karakolu'na yapılan saldırıda şehit olan Jandarma Uzman Çavuş Cahit Yıldırım'ın babası Nurettin Yıldırım, cenaze törenine katılmak için Erzurum'a gelen Sağlık Bakanı Recep Akdağ'a, “Bu karakol kaçıncı kez basıldı, niye tedbir alınamıyor?” diye sordu. Bakan Akdağ soru karşısında sessiz kaldı.
Aşkale'nin Hacımahmut Köyü'nde dünyaya gelen şehit Jandarma Uzman Çavuş Cahit Yıldırım'ın cenaze törenine katılmak üzere bugün saat 11.00'de THY'ye ait uçakla Ankara'dan Erzurum'a gelen Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Valiliğe geçti. Vilayet girişinde, ağlayan şehit Jandarma Uzman Çavuş Cahit Yıldırım'ın amcasının oğlu Yavuz Yıldırım'a sarılan Bakan Akdağ, “Allah sabır versin, başımız sağolsun” dedi.
Bakan Akdağ daha sonra Vali Vekili Gürkan Polat'ın makamında şehit babası Nurettin Yıldırım ile biraraya geldi. Devletin tüm kurumlarıyla terörle mücadalesini sürdürdüğünü belirten Bakan Akdağ, “Bu canilerle, bu gözü dönmüş vatan düşmanlarıyla mücadalemiz devam edecek. Şehrimizin 251'inci şehidini uğurluyacağız. Şehit olan tüm kardeşlerimize Allah'tan rahmet diliyoruz, ailelerine sabırlar istiyoruz. Şehit olan kardeşlerimiz Allah katında çok yüksek bir mertebeye erişti. Bunu biliyoruz ve böyle durumlarda acımızı bir nebze olsun hafifleten de budur. Vatan toprağını, sınırlarımızı savunurken yüce bir mertebeye ulaştılar” diye konuştu. “Vatanımız, milletimiz sağolsun” diye söze giren ve İzmir'de yaşayan 63 yaşındaki şehit babası Nurettin Yıldırım, güçlükle kısa bir konuşma yaptı. Eşini yıllar önce kaybeden Nurettin Yıldırım, şehit oğlunun acısıyla şunları söyledi: “Ne yapalım, artık geri getirmemiz, diriltmemiz mümkün değil. Biraz ihmal mi var? Nasıl oluyorsa bu karakol, kaçıncı kez basıldı? Niye tedbir alınamıyor? Birşey diyemiyorum yani.” Şehit babası Nurettin Yıldırım'ın bu sözlerinin ardından üzgün olduğu görülen Bakan Akdağ sessiz kaldı. Vali Vekili Polat'ın makam odasına bir süre sessizlik hakim oldu. Ardından basın mensupları dışarı çıkarıldı ve törene kadar Bakan Akdağ ve şehit babası beraberindekiler odada kaldı.
Şehit olan 10 yıllık Jandarma Uzman Çavuş Cahit Yıldırım'ın eşi Nur Yıldırım ve çocukları Furkan (2), Nazlıcan (4) ve Senasu Yıldırım (8), Kırklareli'nde oturuyor. Uzman Çavuş Yıldırım, Hakkari'de geçici görevle bulunuyordu.
Helin Avşar'ın başı ,Mykonos görüntüleriyle başı dertte.Şimdi de Kaya Çilingiroğlu, Helin'e Zehra ile gezmesini yasakladı.
Helin Avşar'ın Mykonos görüntülerinin yankıları sürüyor. Görüntülerde
kucaktan kucağa dolaşan ve Yunanlı bir gençle çılgınca öpüşen Helin
Avşar'a eski eniştesi Kaya Çilingiroğlu'ndan ambargo geldi. Kaya
Çilingiroğlu, bu görüntüleri izledikten sonra hemen Hülya Avşar'ı
aradığı ve 'Kızımızın teyzesiyle gezmesini, tatile gitmesini ve
görüşmesini istemiyorum' dediği ileri sürülüyor. Hülya Avşar'ın bu
konuşma üzerine önce Kaya Çilingiroğlu'yla ardından da Helin Avşar'la
kavga ettiği iddia ediliyor.
Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Turan Buzgan,
Ankara'da borulardaki arıza nedeniyle devam eden su kesintilerinin sona
ermesinden sonraki 6 saat boyunca şebeke sularının kaynatılmadan içilmemesi gerektiğini bildirdi.
Üniversite hastanelerindeki su sıkıntılarının giderilmesi için ASKİ
ile irtibat kurduklarını ve gereken katkının sağlanacağını belirten
Buzgan, Ankara'ya getirilecek Kızılırmak'ın suyunun da barajlardaki
diğer sularla karıştıktan sonra içilebileceğini belirtti.
Buzgan, makamında yaptığı açıklamada, şebeke suyunun denetimi
açısından 640 noktadan alınan numuneler üzerinde yapılan analizler
sonucunda, bakiye klor miktarının yeterli düzeyde olduğunun ve
biyokimyasal açıdan risk bulunmadığının tespit edildiğini belirterek,
bunun Başkent'teki şebeke sularının kullanılabilir ve içilebilir olduğu
anlamına geldiğini bildirdi.
Su kesintilerinden sonra şebekede negatif bir basınç
oluştuğunu kaydeden Buzgan, boru hattındaki bağlantı yerinde bir
problem ya da kanalizasyon arızası olması halinde boruların içine
çevredeki zararlı maddelerin girebileceğini söyledi. Buzgan, "Ama
Ankara'da ana şebeke hattında bu tür bir sorun yok. Boru hattında
bütünlüğün bozulması söz konusu değil" diye konuştu.
Kesintilerin devam etmesi halinde salgın hastalık riskinin
ortadan kalkmayacağını ifade eden Buzgan, "Ama şu ana kadar salgın
hastalık görülmemesi, ishal sayılarında artış olmaması, suyun
mikrobiyolojik ve biyokimyasal açıdan temiz olması ve yine bakiye
klorun istediğimiz oranda olması memnuniyet verici" diye konuştu.
Bakanlık olarak, ilgili uzmanların görüşleri doğrultusunda
kesintilerden sonraki 6 saat boyunca şebeke sularının kaynatılmadan
içilmemesi tavsiyesinde bulunduklarını bildiren Buzgan, ayrıca bu
suların musluktan gelmeye başladıktan sonra 3-5 dakika akıtıldıktan
sonra banyo ve el yıkama dahil bütün işlemlerde güvenle
kullanılabileceğini söyledi.
Kaçak ve denetimsiz kuyulardaki suların kullanımıyla ilgili
uyarılarda da bulunan Buzgan, ruhsatsız ve kontrolsüz kaynaklardaki
suların kesinlikle kullanılmaması gerektiğini bildirdi.
Kanserojen etki ortaya çıkmaması için içme sularının konulduğu
kapların güneşte bırakılmaması uyarısında bulunan Buzgan, meyve ve
sebzelerin de yüzde 1'lik klor solüsyonlarıyla yıkanması gerektiğini
söyledi.
Buzgan, Ankara'ya getirilmesi için çalışmalar yürütülen
Kızılırmak suyu ile ilgili soruları da yanıtlarken, İçme ve Kullanma
Sularıyla İlgili Yönetmelikte parametrelerin belli olduğunu bildirdi.
Buna göre, içme sularındaki sülfat oranının litrede 250
miligramı geçmemesi gereğine işaret eden Buzgan, Kızılırmak'ın suyunun
yıllardır Kırıkkale'de içme suyu olarak kullanıldığını hatırlattı.
Ankara Büyükşehir Belediyesi yetkililerince Kesikköprü ve
Hirfanlı'dan alınacak suların işlemden geçirildikten sonra sisteme
verileceğinin ifade edildiğini kaydeden Buzgan, "Ancak ilk etapta diğer
sularla karıştırılarak verileceği için sağlık açısından herhangi bir
problem olmayacaktır. Şu andaki Ankara suyunun oranı da zaten 50'nin
altında. Dolayısıyla bu suyla Kızılırmak'ın suyunun karışması durumunda
herhangi bir sıkıntı olmadan bu su içilebilir" dedi.
Popçu Gülşen ile Erol Köse işi iyice abarttı. Kelebek ödülleri gecesine katılan iki sanatçı pes dedirtti.
Sanatçıların görgüsüzlükleri
23 Mayıs 2007 Çarşamba 09:42
Altın Kelebek ödülleri törenle sahipleri buldu ama Popçu Gülşen ile Erol Köse'nin geceye katılımları konuşuluyor.
Bir koruma ordusu eşliğinde törene gelmişler. Gülşen 3, Erol Köse 7korumayla geceye katılmış. Kimden ve neden korundukları belli değil.
Sabah'tan Özay Şendir bunu Görgüsüzlük alametleri.. olarak görüyor. Koruma tutma modasının başladığını söyleyen yazar, bu işin zıvanadan çıktığını şu sözlerle belirtiyor:
"Sene başında bir film galasında başrol oyuncusunun iki yanında korumalar vardı. Diyelim ki korumayla dolaşan bu insanlar tehdit alıyorlar. Adımgibieminimkihiçbirinintehditaldığınadairsavcılığabirbaşvurusuyoktur. Yani çoğunun derdi önemli gözükmek. Kimbilirbelkidebazılarınınderdiyüzlerinetükürülmesiniengellemektir. Bilmem anlatabildim mi? "
Financial Times, Ankara Pursaklar için, 'İçkinin görünmediği,
çoğunluğun türbanlı olduğu, kadın ve erkeklerin ayrı salonlarda spor
yaptığı model bir kent kuruluyor' diye yazdı
LONDRA ANKA
Dünyanın önde gelen medya kuruluşlarının, AKP'nin güçlü olduğu kent ve
kasabalara yoğun ilgisi sürüyor. Financial Times, Ankara'nın Keçiören
ilçesi Pursaklar beldesi için "Türkiye'nin sessiz İslamcılarının model
kenti" nitelemesini yaptı.
Gazetede yer alan muhabir Vicent Boland'ın haber analizinde
"Türkiye'deki laiklerin, İslamcıların iktidara el koyacağı endişesi ile
gece yarısı terleyerek uyandığında" kâbuslarında, Pursaklar Belediye
Başkanı AKP'li Selçuk Çetin gibi insanları gördüklerini öne sürüldü.
Bir zamanlar 15 binlik nüfuslu Pursaklar'ın, 100 bin kişilik bir kent
haline geldiğine işaret edilen yazıda, Çetin'in belediye bütçesinin
önemli bir bölümünü Pursaklar'ı modern ancak aynı zamanda rahat,
geleneksel bir kente dönüştürmeye yönelik projelerde harcadığı
belirtildi.
Gazete, Pursaklar'da içki görünmediğine, spor merkezinde kadın ve
erkeklerin ayrı sınıflarda jimnastik dersi gördüğüne dikkat çekti.
Milyonlarca insan var
Türkiye'de Pursaklar halkına benzeyen milyonlarca insanın bulunduğunu,
bu insanların sık sık büyük şehirlilerce göz ardı edildiğini savunan
gazete, "Pursaklar'da hemen hemen tüm kadınlar, Müslüman başörtüsü
kullanıyor" diye yazdı.
Başkan Çetin: Hepimiz laikiz
Financial Times'a konuşan Çetin de Türklerin arasında bölünmenin
söylendiği gibi belirgin olduğunu sanmadığını belirterek "Hepimiz laik
ve kemalistiz. Aynı okullara gittik ve aynı Atatürk ilkelerini
öğrendik. Ancak (Pursaklar'da) halk şimdi 'Bu ülkenin yönetiminde söz
sahibi olmak istiyoruz' diyor. Bu nedenle AKP için oy kullanıyor. AKP
halkın partisi. Bizden korkmak yanlış" dedi. Milliyet
Gaziantep'te üç yıl boyunca 7 ayrı genelevde çalışan Ayşe Tükrükçü, 10
yıl önce bu hayattan kurtulmayı başararak,Konya Şefkat-Der Hayata
Tutunma Evleri'ne sığındı. Kendisini kendi gibi kötü yola düşmüş
kadınlara adayan ve Hayata Tutunma Evi'nin Komisyon Başkanlığı görevini
yürüten Tükrükçü, dün düzenlediği basın toplantısıyla İstanbul 2'inci
bölgeden bağımsız milletvekili adayı olduğunu açıkladı. Tükrükçü,
amacının genelevlerdeki kadınların sesini duyurmak olduğunu söyledi.
Ayşe tükrükcükimdir:
Ayşe
Tükürükçü 39 yaşında. Henüz 9 yaşındayken amcasının tecavüzüne uğradı.
22 yaşında ilk evliliğini yaptıktan sonra şiddete maruz kalınca eşinden
ayrıldı ve ikinci evliliğini yaptı. Ailesi yurt dışında yaşayan
Tükürükçü, ikinci eşi tarafından 240 milyon lira karşılığında geneleve
satıldı. 2 yıl inanılmaz acılar çektiği genelevden yine evlenerek
kurtulacağını zannetti ancak üçüncü eşi de onu başka bir geneleve
sattı. 2,5 yıl içinde 6 ayrı şehirde bulunan genelevlere satılan
talihsiz kadın, daha sonra "tövbe" ederek bir sığınma evine yerleşti.
Ayşe şimdi kendisini, hayat kadınlarına yeni hayat kazandırmaya adadı.
Gaziantep'te 1967 yılında gurbetçi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya
gelen Ayşe Tükrükçü, ailesinin Türk okullarında eğitim görmesini
istemesi üzerine Gaziantep'te babaannesi ile birlikte kaldı. 9 yaşına
gelen Ayşe, hayatın acımasızlığıyla çocuk yaşta tanıştı. Ayşe o
inanılmaz günü şöyle anlatıyor:
"Amcam dahi demek istemediğim Alirıza isimli kişi evdeydi ve içki
içiyordu. Yanımızda küçük kızı da vardı. Sarhoş olduktan sonra beni bir
odaya getirdi ve (sakın korkma) diyerek tecavüz etti. Daha sonraki
günlerde de tecavüz sürdü. 3,5 ay süreyle her gece odamda tecavüze
uğradım. Kimseye anlatamıyordum. Ölümle tehdit ediyordu. Ailem yurt
dışındaydı zaten. Çocukluğumu yaşayacağım, bebeklerle oynayacağım yaşta
kadın oldum. Bunu ben mi istedim? İşte ben o gün ölmüştüm"
Tecavüzden sonra Almanya'ya gittiğini ailesine durumu anlattığını
ancak ne annesinin, ne de babasının bunu kabullenmediğini söyleyen
Ayşe, "Kardeşlerimden biri kanala düşüp boğulup ölmüştü. Babam
kardeşimin ölümünün ardından alkolik olmuştu. Onu her görüşümde,
kardeşinin bana tecavüz ettiği aklıma geliyor ondan da tiskiniyordum.
Erkek kardeşime dokunmak istemiyordum. Erkeklerden nefret etmiştim.
Zaten tecavüzü kabullenmediler. Sürekli babamdan dayak yiyordum.
Almanya'da polise gittim ve durumu anlatınca beni mahkeme kararıyla
yurda verdiler. Onlar dahi ailemden insaflı çıkmıştı" dedi.
Yurttan ayrıldıktan sonra Almanya'da yaşayamayacağına karar veren
Ayşe, ailesini de terk ederek Türkiye'ye babaannesinin yanıda döndü. 22
yaşında Hasan isimli genç bir futbolcuyla severek evlenen Ayşe, bir
süre sonra kocasından yediği dayaklardan dolayı evden çıkamaz hale
geldi. Alevi olduğu için kocasının ailesinin kendisini istemediğini
söyleyen Ayşe, "Bu nedenle evliliğimi bitirmek zorunda kaldım. Çünkü
her gün dayak yiyordum. 2,5 senenin ardından evliliğime son verdim"
diye konuştu.
Hayatı süresince kendisine sahip çıkacak, bir yudum sevgi verecek
insanla tanışamadığını söyleyen Ayşe, "Evliliğim bittikten sonra, bana
sahip çıkacağını düşündüğüm Ökkeş Bahri Yılmaz isimli biriyle tanıştım
ve evlenmeye karar verdim. Ne iş yaptığını bilmiyordum ancak sürekli
şehir dışına gidip geliyordu. Yine bir şehir dışı seyehatine beni de
götürdü. Mersin'de bir otelde kalıyorduk. Yanına sürekli adamlar gelip
gitti. Ben bir anlam veremedim. Daha sonra beni hiç bilmediğim
görmediğim bir yere götürdü ve odaya kapattılar. Meğer getirdiği yer
genelevmiş. Beni 240 milyon lira karşılığı 'Adanalı Burhan' lakaplı
birine satmış. Hergün dayak yedim. İlişkiyi kabul etmedim. (Kocan seni
bize sattı, artık bize borcun var çalışmak zorundasın) diyerek
dövüyorlardı. Bir süre sonra artık birşey yapamayacağıma karar verdim
ve erkeklerle ilişkiye girmeye başladım. Her ilişkiden sonra diri diri
mezara gömülmüş gibi hissettim kendimi. Günde ortalama 30 kişiyle
ilişkiye giriyorduk. Gece ağrılar içinde ilişkiye girdiğim yatakta
ağlayarak uyuyordum. Senetli borçları hiç ödeyemiyorsunuz. Bitmiyor.
Sürekli yeni senetler ekleniyor. Yakanızı sizi pazarlayan ve lakapları
'zavak' olan kişiler bırakmıyor" diye konuştu.
"Herkesin bayram yaptığı günlerde biz 50 erkeğin tenini
hissediyorduk" diyen Ayşe Tükrükçü, şöyle konuştu: "Asker sevkiyatının
olduğu dönemlerde ve bayramlarda genelevler dolup taşıyordu. O günlerde
ortalama 50 erkekle yatıyordum. Hatta bir bayram günü 70 yaşında
erkekle birlikte oldum. Tam ilişkiye girmiştik bu sırada o kişi kalp
krizi geçirmiş. Konuşmuyor ve üzerimde yatıyordu. Meğer birkaç dakika
süresince bir ölüyle sevişmişim. Polisler geldi, birkaç soru sordular
ve 70 yaşındaki kişinin cesedini alıp gittiler. Özel günlerde o kadar
çok müşteri geliyordu ki ağrılar dayanılmaz halde oluyordu. Gün içinde
birçok kez baygınlık geçiriyordum. Zavaklar gelip kolonya döküyorlardı
ve (hiçbir şeyin yok. Hadi devam et) diyorlardı. 50 kişiyle yatan bir
insan nasıl olursa gece yatarken öyle oluyorsunuz. Sanki üzerinizden
tren geçmiş gibisiniz."
Mersin genelevinde çalıştığı sürede çok büyük acılarla
karşılaştığını belirten talihsiz kadın, "Bir gün odamda beklerken
müşterilerin geldiğini söylediler. Kapıya çıktım. Birisine kaş, göz
işareti yaparak (Hadi odama çıkalım) dedim. O dönemde vizit 750 bin
lirayken, zavata 5 milyon lira verdi ve (daha uzun kalacağım bizi
rahatsız etmeyin) dedi. Üstümü çıkarırken bana, (Üstüne adam gibi
birşeyler giy) dedi. Birden şaşırdım. (Kimsin sen?) dedim. (Beni
tanımıyor musun Karakız?) deyince dünya başıma yıkıldı. Çünkü karakız
lakabını bana sadece ailem söylerdi. (Ben senin eniştenim) dediğinde
artık yaşamamın hiçbir anlamı olmadığını anladım. (Neden yaptın bunu)
dedi ama cevap veremedim. Daha sonra ağlayarak benim yanımdan ayrıldı.
Yapacağı hiçbir şey kalmadığını o da anlamıştı" dedi.
Mersin, Bursa, Kütahya, Konya, Gaziantep, Adana genelevlerinde 2,5
yıl çalıştıktan sonra Ahmet isminde biriyle tanışıp evlendiğini ancak
bu kişinin de kendisini satmaya kalkması üzerine evi terk ettiğini
belirten Ayşe, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Geneleve dönmemek için tövbe ettim. Sağlık Bakanlığı'na gidip
vesikamın iptal edilmesini istedim. Bana, (Nasıl olsa yine geleceksin.
İptal ettirmene gerek yok) diyerek cevap verdiler. Günlerce ağladım.
Vesikamı iptal edin diye isyan ettim. Ancak 10 yıl geçmesine rağmen
hala sonuç alamadım. Bu sırada Konya'da bulunan Sefkat-Der Kadın
Sığınma Evi'nin Genel Başkanı Hayrettin Bulan beni aradı. (Benim bir
ablam var. Gel buraya sen de benim ablam ol) dedi. Bir el uzanmıştı
hayatımda ilk defa bana. Bir sevgi eliydi. Hayatımda ilk kez bu kadar
mutlu olmuştum. 1997 yılından itibaren ben bu sığınma evinde mücadele
ediyorum. Gönüllü olarak, hayat kadınlarına yeni hayatlar bulmaya
çalışıyorum artık."
"Genelevde yattığım erkekler işleri bittikten sonra (Sen niye bu
yola düştün?) diye soruyordu. Kimse yatmadan önce bu soruyu sormadı
bana. Herkes birkaç dakikalık zevki düşünüyordu. Harcanan binlerce ömür
kimsenin umrunda değildi" diyen Ayşe Tükrükçü artık, Konya'da bulunan
sığınma evinde hayat kadınlarını korumak için yaşam mücadelesi veriyor.
Şimdiye kadar üç hayat kadınını bataktan kurtardığını söyleyen talihsiz
kadın, "Hergün onlarca hayat kadınına telefon açıyor ve onlara yeni
hayat kazandıracağımı söylüyorum. Diri diri satılan etlerimiz üzerinden
para kazanan insanlara güvenmemeleri gerektiğini ve sığınma evlerine
başvurmalarını istiyorum. Ölene kadar bu mücadeleyi vereceğim" dedi.
Trabzon'da düşen uçakta yüksek oktanlı yakıt yerine otomobillerde
kullanılan 98 oktanlık kurşunsuz benzin kullanıldığı ortaya çıktı..
İran'ın Tebriz kentine gitmek üzere Trabzon'dan havalandıktan kısa süre
sonra bağlantı kesilen özel uçağın enkazına dün sabah ulaşıldı.
Trabzon'un Köprübaşı ilçesine bağlı Beşköy beldesinin Vizera ve
Sıcakoba yaylaları arasındaki yüksek bir kesimde düştüğü belirlenen
uçağın, dağın yamacına çarptığı anlaşıldı. Uçakta bulunan İngiltere
vatandaşı pilot Michael Newman (53) ile emekli general olan Pakistan
uyruklu Zaka Ulam Bhamgoo'nun (53) öldüğü belirlendi.
ACELESİ VARDI Bu
arada düşen Sky Arrow 650T model özel uçağa, otomobillerde de
kullanılan 98 oktanlık kurşunsuz benzin ile yakıt ikmali yapıldığı
ortaya çıktı. Bu tip küçük uçaklarda yüksek oktanlı yakıt kullanılması
gerektiği ancak pilotun Trabzon Havaalanı'nda uygun yakıt bulamadığı
için dışarıdan, otomobillerde de kullanılan 98 oktanlık kurşunsuz yakıt
getirterek, uçmak zorunda kaldığı belirtildi.
BİR ANDA SİNYAL KESİLDİ Trabzon'dan
İran'a gitmek üzere pazar günü Trabzon Havalimanı'ndan saat 09.31'de
havalanan içinde biri İngiliz, diğeri Pakistan uyruklu 2 kişinin
bulunduğu uçaktan alınan sinyal, Trabzon'un Köprübaşı ilçesi Koçalak
tepesi yakınlarında kesildi. İranlı yetkililerin durumu Trabzon'daki
ilgililere bildirmesi üzerine arama çalışmaları başlatıldı. Dün sabah
saatlerinde kayıp uçaktaki pilotlardan birinin cep telefonundan
Trabzon'un Beşköy mevkisinde sinyal alındı. Yapılan arama çalışmaları
sonucunda dün sabah saat 10.36 sıralarında kayıp uçağın enkazı Vizera
ve Sıcakoba yaylaları arasında yüksek bir kesimde bulundu. Dağın
yamacına çarptığı anlaşılan uçaktaki 2 kişinin öldüğü belirlendi.
Rafet El Roman ile Tuğba Altıntop arasındaki velayet davasına 'şair
ruhlu hâkim' damgasını vurdu. Hâkim, Altıntop'u 'şelale'ye, Roman'ı
"bahçıvan'a benzetti
Şarkıcı Rafet El Roman ile boşandığı eşi Tuğba Altıntop arasındaki
velayet davasında, hâkimin kararından çok, kararın üslubu ilgi çekti.
Hukuki terimlerin yerine edebi ve sanatsal bir dil kullanan hâkim Ali
Sadık Taştepe, "O kadın, bu kadın veya herhangi bir kadın değil,
Suelnur ve Şevvalnur'un özbeöz annesidir Tuğba. Şelale, Suelnur ve
Şevvalnur tomurcuk gül; Rafet ise güllerine özenle bakan bir
bahçıvandır" dedi.
Gerekçeli kararda Altıntop'u "şelaleye", çocukları "tomurcuk güle",
Rafet El Roman'ı ise bahçıvana benzeten hâkim, kararda Tuğba
Altıntop'un çocuklarına sevgisini göstermesine izin verilmediğini
belirterek, "Şelaleden bahçeye su akmıyor, tomurcuklar açmayarak
kuruyacak" ifadesini kullandı.
İşte 'şair ruhlu hâkim'in gerekçeli kararı: "Ufukta şafak sökmesidir
doğum. Ataları tarafından sorumsuzca geleceği karartılan ışıltılı
dünyaya gözünü açmıştır bebek. Ulaşılması zor zirvelerden vadideki
çocuğuna coşku ile akan bir şelaledir anne. O kadın, bu kadın veya
herhangi bir kadın değil, Suelnur ve Şevvalnur'un özbeöz annesidir
Tuğba. Tuğba bir 'şelale', Suelnur ve Şevvalnur 'tomurcuk gül', Rafet
ise güllerine özenle bakan bir bahçıvandır. Şelaleden bahçeye su
akmıyor, tomurcuklar açmayarak kuruyacak. Bu tehlikeyi bahçıvan sezmiş
olsaydı kendi bakışlarından bile sakındığı tomurcuklarına böyle
davranmaz, onların anne sevgisini tatmalarına engel olmazdı."
. Konya'da Fransız yatırımı bir fabrikanın genel müdürünün, aldığı
maaşla, gelir vergisi matrah beyanı sıralamasında geçen yıl 48 bin
mükellef arasında 28. sırada yer aldığı bildirildi.
Konya Vergi Dairesi Başkanlığından alınan bilgiye göre, 2007 Gelir
Vergisi Beyanı 26 Martta sona erdi ve binlerce mükellef matrah beyanını
vergi dairesine iletti.
Gerçek usule tabi gelir vergisi mükellefler yönünden 2007 yılı beyan
dönemi sonunda yüzde 48,99 oranında vergi matrahı artışı yaşanırken,
Konya'da beyan dönemi sonunda toplam 298 milyon 522 bin 560 YTL matrah
beyan edildi.
Rakamların bu kadar yüksek görünmesine karşın halen kayıt dışı ekonominin ciddi anlamda büyük olduğu belirtiliyor.
Kayıt dışı ekonominin boyutunu ortaya koyan en önemli gerekçe ise bir
genel müdürün, aldığı maaşla binlerce mükellef arasında ilk sıralarda
yer alması gösteriliyor.
Konya'da Fransız yatırımı bir fabrikanın genel müdürü geçen yıl gelir
vergisi matrahında 48 bin mükellef arasından 28. sırada yer aldı. Genel
müdür, geçen yıl gelir vergisi beyanında 254 bin 7 YTL matrah beyan
etti.
Aynı genel müdür bu yıl yine sadece maaşıyla 227 bin 797 YTL matrah
beyanıyla birçok doktor, avukat, minibüsçü ve kuyumcunun önüne geçerek
56. sırada yer alması, ülkede kayıt dışı ekonominin bir türlü
önlemediğini ortaya koyuyor.
Vergi Dairesi Başkanlığı yetkilileri, kayıt dışı ekonominin boyutunu
ortaya koyan bu durumun yanı sıra geçen yıl yapılan araştırmada 48 bin
mükelleften 18 grupta, 12 bininin asgari ücretin altında beyan
gösterdiğini söyledi.
Ayakkabı, tekstil mağazası ve doktor gibi birçok mükellefin asgari
ücretin altında beyan etmesinin kendilerini şaşırttığını ifade eden
yetkililer, kimsenin bu kadar para için büyük bir mağaza açmayacağını
bildirdi.
Bu yüzden az matrah beyan eden mükelleflere yönelik çalışma yaptıklarını dile getiren yetkililer, şunları kaydetti:
''Biraz inceleme yapınca binlerce mükellef beyanını asgari ücretin
oldukça üzerine çıkardı. Demek ki gelir elde ediyorlarmış. Ancak bizi
en çok şaşırtan durum, bir genel müdürün, maaşıyla gelir vergisi
beyanında bu kadar önde bulunması. Burada ilginç olan müdürün maaşının
yüksekliği değil, mükelleflerin vergisini düzenli ödememesi. Bu durum
aslında ülkenin geleceği açısından çok üzücü.'' Bu yıl genel müdürün
227 bin YTL matrah gösterdiği maaşıyla 56. sırada yer aldığı gelir
vergisi matrahında, ilk sırada yer alan firma 690 bin, ikinci sırada
yer alan firma ise 674 bin YTL matrah beyan etti. 20. sıradaki yeminli
mali müşavir ise 381 YTL matrah gösterdi. Milliyet